Dr. Hulusi Köse yazdı |
Savunma Sanayiinin Değişen Anlamı
Savunma sanayii artık yalnızca ülkelerin askeri kapasitesini belirleyen bir alan değildir. Teknoloji üretme gücü, sanayi altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve ihracat performansı da bu alandaki başarıyla doğrudan bağlantılı. Yapay zekadan uzay teknolojilerine, elektronik harpten otonom sistemlere kadar birçok kritik teknoloji bugün savunma ekosisteminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda.

Türkiye’nin son çeyrek asırda ortaya koyduğu dönüşüm de bu çerçevede değerlendirilmeli. Bir dönem ihtiyaçlarının önemli bölümünü dış tedarikle karşılayan Türkiye, bugün kara, hava, deniz ve uzay platformlarından füze sistemlerine, radar teknolojilerinden elektronik harp çözümlerine kadar geniş bir alanda özgün sistemler geliştirebiliyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı verilerine göre sektörün yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıkmış olması, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Ancak savunma sanayiindeki gelişimi yalnızca yerlilik oranı üzerinden okumak yeterli değil. Asıl önemli olan, geliştirilen teknolojilerin uluslararası ölçekte nasıl bir karşılık bulduğu ve Türk şirketlerinin küresel rekabette nerede konumlandığıdır.
SIPRI Verileri Türkiye İçin Ne Anlatıyor?
Bu soruya verilebilecek en güncel cevaplardan biri, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 1 Aralık 2025 tarihinde yayımladığı ve 2024 yılı silah ile askerî hizmet satışlarını esas alan “Dünyanın En Büyük 100 Savunma Şirketi” listesidir.
SIPRI’nin Aralık 2025 raporuna göre ASELSAN 47’nci, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) 65’inci, Baykar 73’üncü, ROKETSAN 87’nci ve Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) 93’üncü sırada yer aldı. MKE’nin ilk kez listeye girmesi de ayrıca dikkat çekici bir gelişme oldu. Böylece Türkiye, dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasında beş firma ile temsil edildi.
Rapora göre Türk şirketlerinin toplam savunma gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 11 artarak 10,1 milyar dolara yükseldi. Bu tablo, Türk savunma sanayiinin aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik değer üreten ve rekabet eden bir ekosistem hâline geldiğini gösteriyor.
Küresel Rekabette Türk Şirketlerinin Konumu
Türk şirketlerinin başarısını daha anlamlı kılan unsur, küresel savunma pazarında yaşanan yoğun rekabettir. SIPRI verilerine göre dünyanın en büyük 100 savunma şirketinin toplam silah ve askeri hizmet satışları 2024 yılında yüzde 5,9 artarak 579 milyar dolara ulaştı. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar, artan jeopolitik gerilimler ve yükselen savunma harcamaları, küresel savunma pazarını büyütmeye devam ediyor.

Listenin üst sıralarında ABD merkezli Lockheed Martin, RTX ve Northrop Grumman yer alırken; Avrupa’nın önde gelen savunma şirketleri BAE Systems, Airbus, Leonardo, Thales, Rheinmetall, Saab ve MBDA da küresel savunma pazarındaki güçlü konumlarını koruyor. Türk şirketlerinin bu devlerin bulunduğu aynı ligde yer alması, Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından önemli bir gösterge niteliği taşıyor.

Bugün ASELSAN radar, haberleşme ve elektronik harp sistemlerinde; TUSAŞ hava platformlarında; Baykar insansız sistemlerde; ROKETSAN füze ve roket teknolojilerinde; MKE ise mühimmat ve silah üretiminde dünyanın dikkatle takip ettiği şirketler arasında bulunuyor. Bu başarıların arkasında ise uzun yıllara yayılan bir mühendislik birikimi, güçlü bir tedarik zinciri ve kamu-özel sektör iş birliği yer alıyor.

Yeni Dönemin Eşiğinde Türk Savunma Sanayii
Savunma sanayiindeki yükseliş ihracat rakamlarına da doğrudan yansıyor. Türk savunma ve havacılık ürünleri bugün Avrupa’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kadar geniş bir coğrafyada kullanılıyor. İnsansız hava araçlarından savaş gemilerine, zırhlı araçlardan füze sistemlerine kadar birçok ürün farklı ülkelerin envanterine girerken, Türk şirketleri yeni pazarlarda varlık göstermeye devam ediyor.
Önümüzdeki dönemde KAAN Milli Muharip Uçağı, Çelik Kubbe hava savunma mimarisi, milli denizaltı projeleri, yeni nesil insansız sistemler ve uzay teknolojileri gibi programlar Türkiye’nin küresel savunma ekosistemindeki konumunu daha da güçlendirecek. Savunma sanayiinde elde edilen her yeni başarı, yalnızca askerî kapasiteyi artırmakla kalmıyor; aynı zamanda teknoloji üretimi, ihracat, istihdam ve uluslararası etki alanı bakımından da Türkiye’ye yeni imkânlar sunuyor.
SIPRI’nin son raporu bu açıdan önemli bir fotoğraf sunuyor. Ortaya çıkan tablo, Türk savunma sanayiinin artık küresel ölçekte takip edilen, rekabet eden ve oyun kurucu aktörler arasında yer alma yolunda ilerleyen bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.

